30 Nisan 2014 Çarşamba

Kaptan Amerika

Geçtiğimiz haftasonu bir değişiklik olsun ilk uzun yol tecrübemi de yapıyım diyerek deli bir cesaretle İstanbuldan Tekirdağa gittim. Hem yolları çok iyi bilmemem hem de bu yolculuğa tek başına gittiğim için gereksiz bir cesurlukdu . İstanbul TEM den otobana bağlanarak Kınalı çıkışından Tekirdağa olan yol güzergahından gittim.  İstanbuldaki Trafikte bir saatten fazla vakit geçince Tekirdağa, yaklaşık 2 saatte vardım. Koca koca TIR ların sağ şeritten aktığı otobanda  mecbur sol şeritten gittim ve hız isteyen bu şeritte hız sınırının birazda üzerindeydim çünkü 120/km deyken dibime giren araçlar yüksek hızda haince sıkıştırıyordu bu durumda 120/km baya bir üzerine çıktım umarım radara yakanlanmadım. Bir ara o kadar yüksek hızda seyretmeye başladım ki,  direksiyon elimde titriyordu. Otoban çıkışından sonra Marmara Ereğlisin de yakıt almak için mola verdiğimde kasılmaktan bacaklarımın kaskatı olduğunu farkettim (gece boyu kas ağrısındanda uyuyamadım) neyseki şehir içine girdiğim için derin bir oh çekmiştim. Değişiklik olsun diye gittiğim Tekirdağ’da köfte yemek dışında İstanbul’da yapacağımdan farklı  hiç bir şey yapmadım.Tekirdağ’da kuzenimle ne yapsak diye pek birşey bulamayınca film izleyelim dedik ve Kaptan Amerika filmini seçtik.
 Marvel tarafından yaratılan bir çizgi roman olan Kaptan Amerika, serisinin ikinci filimi filmde ki Steve yani,  Kaptan Amerika fakir bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Nazilere karşı savaşmak için, vücudu zayıf olduğu için orduya kabul edilmemiş Sonrasında süper asker projesiyle  bir serumla güçlenmiş ve II. Dünya Savaşı sırasında Amerika'nın en büyük süper kahramanı olarak görev yapmıştır. Avrupa'da Nazilerle savaşmış ve Amerika'yı Nazi tehlikesine karşı korumuş, bir kahraman olmuştur.
1945 yılında bir uçakta hazırlanan bombayı etkisiz hale getirmeye çalışırken bomba patlamış ve vücudu okyanusun buz gibi sularına gömülmüştür. Damarlarında dolaşan serumun gücü sayesinde ölümden kurtulan ve S.H.I.E.L.D tarafından hayata döndürülen Kaptan Amerika ikinci seride, üyesi olduğu S.H.I.E.L.D grubunun göründüğünden farklı olduğunu fark eder. S.H.I.E.L.D diye adlandırılan yapının içinde örgütlenmiş bir paralel yapı olan Hydra’yı ve faaliyetlerini farkeder. Hydra faşizan düşüncelere sahip bu yapıyla savaşır. Film bu konu üzerinden ilerliyor. Oyuncu kadrosunda Chris Evans, Scarlett Johansson, Sebastian Stan, Anthony Mackie, Cobie Smulders, yer alıyor.Kaptan Amerika, aksiyon ve fantastik öğelerle bezenmiş filmleri sevenler için kaçırılmaması gerekenler arasında.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Bir Hastanın Güncesi

Merhaba!
Uzun kasvetli  ve karanlık günlerin ardından, güneşi doyasıya görebiliyoruz. Bu güzel  havalar insanın ruhuna,  mutluluk yüklüyor.  İnsanların yüzleri daha sıcak ve içten tebessüm ediyor. Bu güzel havalardan nasibini alan yanlızca insanlar mı tabiki hayır ağaçlar, çiçekler  bütün yaşayan organizmalar daha aydınlık taptaze ve capcanlı, Deniz desen ışıl ışıl özelliklede İstanbul boğazı Güneşin altında pırıl pırıl ışıldıyor. Güneş artık sıcak yüzünü gösterdi. İşte bende hafta sonu güneşin aydınlığına kapılarak, sıcaklığına aldaranak ince giyisilerle kah boğazda, kah parklarda gezdim durdum. Üşüdüğümü anlasamda, anlamazlıktan geldim sonuç itibariylede pazartesi günü hasta uyandım.  Hemde çok hastaydım, dirensede ruhum bedenime, bedenim  yatağa sinek gibi yapıştı kala kaldı.


İşte dinlenirken ben vakit ayırıpta izleyemediğim daha önceki yazımda bahsettiğim D&R festival film indiriminden edinmiş olduğum. Festival filmlerinden iki tanesini izledim. Ara ara yataktan kalktıkça çalışma masamda çerçevesi yapılmış puzzle için parça ekledim.

İlk izlediğim film, Nobody Walks !f 12.Bağımsız film festivalinde  'yola devam' ismiyle gösterime girmişti. Festivalde Jüri Özel Ödülü kazanan bu filmi izlemediğim için pek bir üzülmüştüm izledikten sonra iyi ki festivalde izlemedim dedim çünkü film kesinlikle evde oturup izlemelik bir film. Filmin konusu; Genç bir sanatçı olan Martine New York’tan Los Angeles’a gelerek, uzaktan mükemmel gibi görünen iki çocuklu ailenin yanına yerleşmesiyle gelişen olay kurgusu  üzerinde şekilleniyor. Anlatmaya çalıştığı bastırılmış duygu ve arzuların yansıması aracılığla , insan ilişkilerinin karmaşık dünyası anlatabildi mi diye soracak olursanız ben sığ buldum.
Diğer film tercihim ise  geçen yıl  Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film seçilen Kusursuzlardı. Kusursuzları psikolojik gerilim türünde başarılı bulduğum bir film oldu . Filmin konusuna kısacık değinecek olursam: İstanbul’dan Çeşme’ye, birkaç ay önce vefat etmiş olan anneannelerinin yazlığına gelen iki kız kardeşin sevgi  ve rekabet dolu ilişkisini üzerinde şekillenen bir kurgu. İki kız kardeşin, paylaştıkları ortak bir sırrın etrafında  gerilimli ruh halleriyle insan ilişkilerin karmaşık dünyasını yüzeysel bırakmadan anlatıyor.  Karakterlerden biraz bahsedecek olursam. Yasemin ve Lale birbirlerine tamamen zıt özellikte iki karakter. Yasemin dışa dönük, korkusuz, ve maceraya açık, erkeklerle ilişkilerinde flörtçü bir tavır sergilerken kardeşi Lale onun tam aksine içine kapalı, sürekli bir şeylerden korku duyan ve tedirgin olan, erkeklere kendini olabildiğince kapatan, kadınlığını saklayan bir karakter olarak çiziliyor. Flimden bir kaç kare ile detaylandıracak olursam,  Yasemin Alaçatı’nın plajlarında tüm dişiliğini  cüretkarca ortaya koyarken, Lale üzerinde anneannesinin eski kıyafetleriyle şemsiye altında Yasemini izlemeyi tercih ediyor. Yine Yasemin spor kıyafetlerini giyip düzenli olarak koşuya çıkarken, Lale üzerinde yine anneannesinin kıyafetleriyle kendini eve hapsediyor. Film boyunca kardeşler arasındaki duygu gerilimi hissediyor ve bir patlama bekliyorsunuz. İşte bu noktada filmi Psikolojik gerilimin zirve yaptığı bir sonla sizi, etkiliyor. 
Özellikle psikolojik gerilim sevenler ve Türk Sinemasında Başarılı işler yapılmıyor diyenler için evde izlemek için güzel bir film.
Herkese Sağlıklı Günler :)

13 Nisan 2014 Pazar

Bir Kitap Milan Kundera/ Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

 

#milankundera
Herkese Merhaba, 
Geçtiğimiz haftalarda okumaya başlayıp, bir türlü konstre olupta devam ettiremediğim Milan Kundera'nın eseri, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğini, cuma aksamı bitti.


Milanın eserlerini okuyup anlamak için ruh yapısının ve derinlik düzeyinin yerinde olması gerekliliğini düşünüyorum. Kitabın  üzerimde yarattığı hisler tanımlamak istemeyeceğim kadar derin. 

Yinede  birşeyler söyleyeceksem karakterlerin üzerinden şekillenen kitabın karakterlerinden kısa bir özet yapabilirim.
İnsanın varolabilmesi için tüm bağlardan kurtulup hafiflemesi gerektiğine inanan, hatta bu uğurda oğlundan bile uzaklaşabilen baba, annesinin üstündeki yoğun etkisinden kaçarak kurtulan ama bu sefer de Bir baskasına derin bir bağlılık geliştiren Tereza,ihaneti yaşam biçimi haline getiren ressam Sabina, Sabina'ya hayranlığı yüzünden kendini tehlikeli bir yolculuğa atan, karısı ve kızı tarafından ezilen akademisyen Franz.
Karakterlerin gelişimi ve olay örgüsünün aşama aşama anlatıldığı bu kıymetli eser hakkında çok fazla paylaşımda bulunmadan 

Kitaptan altını çizdiğim yerlerden bir kaç seçki 
"Üniversite mezunu ile kendi kendini yetiştirmiş kişi arasındaki fark, bilgi düzeyinden çok dirim gücü ve kendine güven düzeyinin yüksekliğinde ortaya çıkar."
"Gözü "daha yükseklerde bir yerde" olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır."
"Seçmediğimiz bir şeye kendi erdemimiz ya da başarısızlığımız gözüyle bakamayız.
" Sevgi insanın gücünden vazgeçmesi demektir"
"Mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir."
"Yaşadığı yeri terketme arzusundaki insan mutsuz bir insandır."
"Tanrı onları ortadan ikiye ayırıncaya kadar bütün insanlar hermafroditti, o zamandan beri bu yarılar birbirini arayarak dünyanın dört bir bucağında gezinip durdular. Aşk kaybettiğimiz yarıyı özleyişimizdir işte." (sf.246)
"Çok sayıda kadının peşinde koşan erkekleri iki kategoriye ayırabiliriz. Bazıları bütün kadınlarda kendi öznel ve değişmez kadın düşlerinin gerçekleşmesini beklerler. Ötekiler ise nesnel kadın dünyasının sonsuz çeşitliliğini ele geçirme isteğiyle davranırlar."( sf. 205)
Kundera "anlatılamaz" olduğunu düşündüğüm duyguları ve "nedenini daha önce hiç düşünmediğim" gelişigüzel davranışları da apaçık tespitlerle sunduğu bu kitabıyla başucu kitabı kategorisinde.
P.S: İdefix Bahara muhteşem bir selam vermiş. Nisan Ayı sonuna kadar devam eden bu kampanyayı kaçırmamanızı tavsiye ederim. Çoğu yayın evinde %40'a varan indirim kampanyası var. Yapı Kredi Yayıneviden, Çavdar Tarlasındaki Çocuklar, Ressamlar serisinden, Goya, Dali ve Monet kitaplarını sipariş verdim. Picasso ve Michalengo Tükenmiş:(  Milan Kundera'dan Ölümsüzlük , Kimlik ve Yavaşlık eserlerni ve Ayrıntı Yayınevinden John Fowles Büyücü eserini aldım İdefixin yaptığı büyük bahar indirimi kaçmaz. Onun dışında D&R 3 al 2 öde film kampanyası dahilinde birçok festival filmi indirimli. Benim tercihim No, Bob Marley Nobody Walks den yana oldu D&R film kampanyası geçtiğimiz festivali kaçıranlar için güzel bir fırsat.
Herkese mutlu haftalar.

8 Nisan 2014 Salı

Miles Aldridge "I only want you to love me"

Miles Aldridge
                1964 doğumlu İngiliz moda fotoğrafçısı. Doğumundan itibaren babasının işi nedeniyle hep ünlü İngiliz simalarla birlikte büyüdü.  John Lennon  Eric Clapton ve Elton John bunların arasında sayılabilir.  Miles 12 yaşındayken babasıyla Los Angeles’ e taşındı fakat ona asıl kariyer yolunu açan 90’lı yıllarda Newyork’a gelişi oldu. Haftalık Amerikan dergilerinin bir çoğunda kapak fotoğrafları yayınlandı bunların arasında  NuméroTeen VogueVogue NipponThe New York Times MagazineGQThe New YorkerThe FaceParadis ve Harper's Bazaar başı çekmektedir.
#MilesAldridge  Eserleri hoş ve çekici kadınlardan oluşuyor gibi görünse de aslında kadın dünyasının karmaşıklığını gözler önüne sererek sevenlerini düşünmeye sevkediyor. İşte onlardan birkaçı.











Bu Yazı Çok Sevdiğim Arkadaşıma İthaf Olunur.

İKSV İstanbul Film Festivali

Herkese Merhaba,
33. İstanbul Film Festivali  4 Nisan 14 gibi güzel bir tarihte başladı.
İşte, Festival öncesi Mini bir doz niteliğinde notlarımı sizinle paylaşıyorum belki sizede ilham verebilir.
İzlemek İstediğim Part. 1. İstanbul Film Festivali'nin yedi yıl önce başlattığı ve festivalin gelenekselleşen bölümlerinden biri olan "Türk Klasikleri Yeniden" projesi için bu yıl restore edilen film 1980 Türkiyesinin aynası “Muhsin Bey” 12 Nisan Rex 16:00 Seansı
İzlemek İstediğim Part. 2. İranı Terk Etmeye Çalışmak, Filmin konusu, Filmi çeken İranlı yönetmen gibi İranı terk etmeye çalışan bir karakterin 1995 yılında geçen gerçek olayları.
İzlemek İstediğim Part. 3. Tabu’nun yönetmeni Miguel Gomes kısa filmleri+Kefaret Gomesi anlamak için kaçırmak istemediğim bir fırsat.

6 Nisan 2014 Pazar

Bir Biyografik Film Yves Saint Laurent

#YvesSaintLaurent
#Film
Yine bir film ile  karşınızdayım
Ta ta ta ta....

Ünlü Moda tasarımcısı Yves Saint Laurent hayatının 20 li yaşlardan itibaren anlatan otobiyografik bir film..
Şu sıralar Noah için talep had safada iken Cumartesi günü İstinye Parkta bilet bulamayınca, filmi seçtik çok iyi yapmışız..

Bu film Modanın onsuz düşünülemeyeceği bir figürü merkeze aldığı için, konuya ilgi duyan seyirci kitlesinde merak uyanıdıyor. Bir moda sever olarak ilgilimi çeken bu film de yönetmen koltuğunda Jalil Lespert bulunurken Başrol Yves Saint Laurent’i ise Pierre Niney canlandırıyor.
Farklı bir tü arayışında olan biyografik sinema severler için güzel bir alternatif.
Moda ile sinemanın iç içe geçtiği bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.

P.S.Bu arada, ikinci bir YSL biyografisi daha çıkacak ancak, Laurent partneri ortağı Pierre Berge ikinci filmi desteklemediğini ve  vizyona girmesini engelleyeceğini açıkladı bu açıklama, moda ve sinema severleri şaşırttı.

4 Nisan 2014 Cuma

Bu Cuma Kendin için Birşey Yapmalı...


Son zamanlarda,  biz yetişkinler hiperaktif çocuklar gibi davranır olduk. Bir anda birçok şeyi yapmaya çalışıyor, hiç birşeyi tamamlayamadan maymun iştahlı bir insan oluyoruz.
Bunun sonucunda da çoğu zaman konstrasyon problemi yaşıyor. Hayatı  tamamlayamıyor sonrasında da, endişeli tedirgin mutsuz doyumsuz bir hale bürünüyoruz
Bu duruma Pskologlar Multi-Tasking diyorlar. Yani bir anda bir çok şeyi yapma isteği. Bunun sonucunda ne mi oluyor dersiniz? Derinleşmeden bölük pörçük yaşadığımız anlar, konstre olup keyif alamadığımız bir sürü aktivitelerle geçmiş günler. Herşeyi yapmak isterken hiç birşeyi tamamlayamamış olmak ve bir sürü,  yarım kalmışlıklar.
Gelin bu döngüyü değiştirelim hepimizin konstre olduğu yapmaktan keyif aldığı birşeyler vardır. Yarım bırakmadan , sıkılmadan onu tamamlayalım. Böylece başarma hissinin hazzı sarsın dört bir yanımızı böylece kendimize olan saygımızı güvenimizi tazeleyelim. En ufak şeyden başlayalım tamamlaya sonra ilişkilerimize kadar varsın bu tamamlanma,  Böylece hayatımızı tamamlansın bütünleşsin...
Öyle Yarıda bırakıp gitmek yok hiç bir yere....
Sevgiler,

2 Nisan 2014 Çarşamba

Salvador Dali Ressamlar Dizisi #2#

Toplumun  sıradışı insanları kimler derseniz, biraz düşündükten sonra aklıma ilk sanatçılar gelir. Delilik ve dahilik arasında ki incecik çizgiyi koruyabilmiş,  kimi zamanda bir tık öteye geçmiş bu kişiler olmasaydı kimbilir  hayatımız ne kadar renksiz olurdu. Bugün bir renkli bir sanatçının sıradışı hallerini hatırlayıp,onu anacak eğer becerebilirsek eserleriyle  onu anlamaya çalışacağız.
Guess The Charecter?
Başlığı okumadan Size sıra dışı bıyıkları olan , dengesiz,   çılgın,  hatta Picasso’dan bile daha büyük olduğunu düşünecek kadar narsist,  ressam kim diye sorsam...
Evet, doğru bildiniz. “Salvador Dalí’

1904 doğumlu Katalan gerçeküstücü (sürrealist) esasında ressam. Yaşadığı dönemde sadece sanatıyla değil yaşam tarzıyla da sürekli gündemde olan Dalí’nin bıyıkları kadar sıra dışı  halleriyle  hala belleğimizde...

Babamın Potresi

Ağabeyinin ölümünden tam 9 ay 10 gün sonra, annesiyle babasının o geceki cinsel ilişkileri sonucu ikame bir çocuk olarak Dünyaya gelen , Salvador Dali kendisinden 9 ay önce ölen kardeşinin adını devralıyor. Okul hayatıda pek parlak geçmeyen Dali  Pablo Picasso ile tanıştığı Paris gezisinin ardından, 1927′de önceden de uzaklaştırıldığı okulundan kovuluyor ve askere alınıyor.
(Honey Is Sweeter Than Blood)
1929 yılında arkadaşı Luis Bunuel ile avangart  kısa film Bir Endülüs Köpeği’ni çekiyorlar ve sürrealist sanatçılar arasında şöhreti yakalıyor.
Yine o yıllarda İkinci Paris ziyaretinde tanıştırıldığı sürrealist öncülerinden Paul Eluard’ın eşi Gala hayatına giriyor. Ömür boyu sürecek aşkını buluyor. Belkide hayatının ona verdiği en büyük şansını buluyor.

(The Persistence of Memory)


Şakacı ve uçuk Dalinin en sevdiğim tablosu  (The Persistence of Memory) eriyen saatler  yaparken Dali Ağustos güneşinin altında eriyen bir peynirden ilham aldığını öğrendiğimde bu sığ açıklama tabiki beni tatmin etmesede Dalinin mizah kişiliğinin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamamı sağladı.
1936′dan 1939′a kadar İspanya’yı karıştırarak devam eden İspanya İç Savaşı’nı General Francisco Franco kazanıyor, Dalí de yeni kurulan faşist rejimi destekliyor. Sanat çevrelerinin büyük bir kısmı Marxist eğilimle Dalí’ye iyice sırtını dönüyor. Sürrealist grubun önderi Breton, Dalí’nin ismini paraya olan tutkusunu vurgulayacak şekilde bozarak “Avida Dollars” anagramını çıkartıyor, Dalí de durur mu hiç yapıştırıyor cevabı: “Le surréalisme, c’est moi!” (Sürrealizm benim!) oluyor.Sürrealizimi yanlızca eserlerinde değil yaşam tarzındada gördüğümüz Dalinin çılgınlıkları bitmiyor. Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi’ne konuşmacı olarak davet edilmiş Salvador Dalí.  Konuşmasını, üzerinde eski tip kocaman bir dalgıç kıyafeti, tek elinde ıstaka, diğer elinde tasmasını zor zapt ettiği 2 kurt köpeği ile yapıyor.
Dalí, Gala’yla birlikte 2 Amerika’ya yerleşiyor. Dalí’nin George Orwell tarafından “Fransa tehlikeye düştüğünde fare gibi kaçmakla” eleştirildiği yıllara geliyoruz. Savaş döneminde çizdiği tabloların çoğunda kasvet ve ölüm ön planda
Dalí’nin en tanınmış tablolarından biri. 1947 senesinde Dalí’nin elinden sürrealist bir Picasso portresi çıkıyor. “Efendim iyi ressam olmak çok kolaydır” diye başladığı sözlerine şöyle devam ediyor: “Sadece iki şartı vardır. Birincisi İspanyol olmanız gerekir. İkincisi adınızın Salvador Dalí olması gerekir.” Picasso da Dalí’ye göre iyi ressam olmanın şartlarını İspanyol olarak yarıda olsa yakalıyor.

(The Madonna of Port Lligat)
1949 senesinde Dalí eşi Gala’yla beraber Avrupa’ya dönüyor, tekrar Katalonya’ya yerleşiyorlar. Burası, ömürlerinin sonuna kadar yaşayacakları yer oluyor. 1951′e geldiğimizde Dalí, Katolik temalar ve DNA gibi konuları eserlerinde ön planda tutuyor. Dalí, Hiroşima’ya atılan atom bombasının gücünden öyle etkileniyor ki bu dönemini “nükleer mistisiz
(1952-Nuclear Cross)
10 Haziran 1982′de Gala ölüyor ve Dalí de böylelikle yaşama karşı olan isteğini kaybediyor. Eşinin öldüğü ve gömüldüğü Pubol Kalesi’ne yerleşiyor ve  inzivaya çekiliyor. 1983′te burada, Serçenin Kuyruğu adlı son eserini yapıyor.
Dali ile ilgili deli mi Dahi mi aradaki farkı bulmanız için kendisinin kendi ile ilgili söylediği cümleyi paylaşıyor takdiri size bırakıyorum.  “Bir deliyle benim aramda tek bir fark var. Deli aklının yerinde olduğunu sanır, ben ise deli olduğumu biliyorum.”