4 Temmuz 2014 Cuma

Liman Kenti Cenova

İtalya'nın kuzeybatısında bulunan liman Şehri Cenova...
Şehrin ismi konumundan gelmekteymiş. Cenova’nın kelime manası `diz’… Şehir bir insanın diz kapağına benzeyen silueti dolayısıyla bu ismi almış. Bir ticaret limanı olan şehir, birçok kültürle yakın ilişkiler içerisinde bulunmuş.Tarihi M.Ö. 5. ve 6. yüzyıla uzanan Cenova’nın hikayesi Yunanlılarla başlıyor ve daha sonra Roma ve Kartacalılarla devam ediyor. Tarihte, İtalyan şehir devleti Ceneviz’in başkenti olan Cenova, ünlü kaşif Kristof Kolomb’un doğduğu  topraklar olarak biliniyor. 
Uçak şehrin üzerinde alçalmaya başlamasıyla birlikte, nefis bir tarihi doku insanı karşılıyor. Alandan çıktıktan sonra yeşil panjurlu evlerle bezeli caddelerinden geçerek,
Kristof Kolomb’un gemisine ulaşıyoruz. Cenova Limanında bulunan bu gemiz turistler açısından en çok ilgi gören yerlerden biri geminin sol tarafında 

Avrupanın en büyük akvaryumlarından biri olan bu akvaryum bulunuyor.
Cenova Limanı halen İtalya'nın en büyük, Akdenizin ise Marsilya Limanı'ndan sonra ikinci büyük limanı. Cenova Limanı'nı arkamıza alarak dar bir caddeden yukarı doğru yürümeye başlıyoruz. Cenova’nın tam kalbinde yer alan eski şehir yürüyüşle keşfetmeye müsait.
Cenova’daki ilk keşifimize Casa della Famiglia Colombo, ünlü kaşif Christopher Colombus’un evinden başlıyoruz.
 Kimi zaman küçük sokaklardan kimi zaman caddelerden geçerek rönesans ruhunu yansıtan gotik mimariye ait  kiliselere ve küçük saraylara ulaşıyoruz.
Piazza de Ferrari, kentin en işlek meydanlarından biri. 

Meydanın sol tarafında İngiltereden gelmiş interaktif sohbet etkinliğine 15 dakika katıldık başımıza taktığımız bu pembe kulaklarla oldukça eğlendik.Daha sonra buradan ayrılıp şehrin alışveriş caddelerini keşfe çıktık.

Cenova'da operaların sahnelendiği, bale ve büyük konserlerin yapıldığı bir opera binası (Carlo Felice Opera House), yedi tiyatro binası, iki yazlık sinema ve elli yedi tane sinema salonu yer alıyor. Halka açık olarak sergilenen etkinliklerden birine denk geldik ve izlemeye koyudluk modern dansla pandonimin birleşimi olan bu dansı keyifle izledikten sonra keşfimize devam ettik.
Cenova'nın dar sokakları Karaköy ve Galata civarının dar sokaklarını hatırlatıyor. Solda San Lorenzo Katedrali var. 13. yüzyılın başlarında inşa edilen San Lorenzo Katedrali'nin diş cephesi siyah-beyaz mermerlerle kaplı.
Unesco Dünya kültürel miras listesinde olan, çoğunluğuda Garibaldi caddesinde bulunan binalar seyre değer.
Cenova mutfağında en çok ceneviz usulü Pesto, Focaccia ve Farinata meşhur. Focaccia: sadesi pek sevmemekle birlikte peynirlisini  cok lezzetli buldum. 
Farinata ise nohut, un, tuz ve suyla hazirlanip bakir tepside pisirilen bir çeşit hamurişiydi.
İtalya’nın kuzeybatısında yer alan  zengin bir geçmişe ev sahipliği yapan bu şehir keşfe değer. Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle...

Şimdi Tasarruf Zamanı

Bir bankacı olarak tasarruf kavramına el atmayı istedim bu pazar. Bunu kendim ne kadar gerçekleştiriyorum tartışılır fakat siz yine de dediğim mi yapın yaptığımı dikkate almayın. 
Tasarruf kavramı daha çocukluktan çoğumuza alıştırılmıştı. O renkli kumbaralarda özendirildi başlangıçta eğlenceli gelen bu kavram büyüdükte uzaklaştı bizden. Bunu sadece ben söylemiyorum yapılan istatisksel araştırmalara göre gelirinin %25 ini tasarrufa yönlendiren Türk halkı artık bunun %13 ünü yönlendirenini göstererek ispatladı bize. Kısacası "kumbara" çoktan çocukluk anımız haline alıp tasarruf kavramını bize kazandıramadan yok oldu. 
Yaşam süresi uzarken yaşlılıkta lazım olacak paramızı, hiç yaşlanmayacakmış son günümüz gibi tüketime yönlendiririyoruz.
Para duygusal bir konu, karakteriniz ne ise ona göre kullanıyorsunuz. Kimi insan gelecek korkusuyla parayı hiç harcamıyor kimi insan üç günlük dünya Carpediem "gününü gün et" diyerek olmayan parasını harcıyor. Finansal özgürlüğün tek temel bir kuralı var o da  gelirinden çok harcamasak yani; eksilerin deyimiyle "ayağını yorganına göre uzatmak".
Duygusal boyutunu göz ardı edersek. Dünyadaki kaynaklarımız hızla tükeniyor. Bu tüketim çılgınlığı nereye kadar bizi kaldırabilecek hiç bilmiyorum. Bu yüzden en yakın zamanda tasarrufa başlamalıyız.
Tasarruf olmazsa olmaz tüm insanlık için. Bunu ne kadar gerçekleştirmek istiyorsanız o kadar motivesiniz yani tasarruf yapmak için bir nedeniniz olmalı ev mi almak istiyorsanız arabamı tatil mi yapmak istiyorsanız. Bunların hepsini yapmak istiyorsanız öyle bir dünya yok öncelik sırası yapmak zorundasınız.
Bunu nasıl mı yaparsınınız?
Bankada otomatik talimatıyla birikimi mevduat hesabı açabilirsiniz siz istesenizde o paraya dokunamıyorsunuz.
Harcamalarınızı kontrol altına alamıyorsanız ne alıyorsanız yazabilirsiniz. 
Bes yani bireysel emeklilik birikim için en avantajlı alternatiflerden bir diğeri çünkü devlet katkısıyla yatırdığınızın %25 devlet tarafından alıyorsunuz. Yani her 100 liranızın 25 lirası devletten...
Şimdilik aklıma gelenler bunlar biliyorum parayla saadet olmaz lakin parasında hayat sürdürülemez.
Mutlu pazarlar,



2 Temmuz 2014 Çarşamba

İşte Karşınızda Rönesansın Beşiği Floransa

İşte Karşınızda Rönesansın Beşiği Floransa...


Floransa İtalya’da ki açık hava müzesi  bu kent Dünya’nın en güzel şehirlerinden biri ve İtalya’nın Zengin Medici ailesinin yuvası. Floransa’yı keşfe başlamadan önce Medici ailesini yakından tanıyalım.
Kim bu Mediciler?
Medici ailesinden sıyrılıp Floransa’nın sanat kokan sokaklarına geri dönelim. Haziran ayının ortasında olmamıza rağmen Floransa kapalı bir havayla karşıladı bizi, neyse ki ilerleyen saatlerde güneş açmış içimizi ısıtmıştı.  Gezimize Floransa’nın sembolü Duomo katedrali çevresinden başladık. Asıl Adı Santa Marina Del Fiore olan bu yapı tam bir mimarlık şaheseri .Renkli mermerlerden oluşan ve gotik yapıdaki dev katedrale hayran olmamak elde değil. Bina heykellerle bezeli olmasının yanı sıra devasa bir büyüklükte.

Büyüklüğündenmidir mimarlık harikası olmasında mıdır bu yapıyı Floransanın hangi daracık sokağından bakarsanız bakın görüyorsunuz.


Floransa'nın daracık sokaklarından Dante’nin evine geçiyoruz.Casa Di Dante Eğer sizin de Dante’ye olan ilginiz, benim gibi “Yalan Dünya’daki İlahi Komedya diye bağıran adam kadarsa Dante’nin evi ilginizi çekebilir. Ancak bana kalırsa biraz “zorlama” bir müze olmuş. Müzenin içerisinde İlahi Komedyanın ilham kaynağı bir resim bulunuyor.
Bu müzeyi geride bıraktığınızda binaların tepesinde ki yol ilgimizi çekiyor bu yola Kralın yolu diyorlarmış.Kralın yolu denmesinin nedeni üstün Medici ailesinin i, haklın içine karışmadan nehrin karşı tarafına geçmelerini sağlamak için inşa edilmiş olması. Mediciler bu köprüyü inşa edebilmek için mahalledeki tüm evleri satın almışlar ancak yerli halktan biris evini satmamış bu evin bulunduğu yerden özel bir tünel geçiyor.
Kral yolunun hemen ilerisinde, Galleria Delgi Uffizi müzesi sizi karşılıyor. Dünyanın en ünlü bu müzesine ziyaret için aylar öncesinden randevu alınıyor. İçerisinde Leonardo, Michelengelo, Raffaello, Caravaggio, Goya, Botticelli ve daha aklıma gelmeyen birçok ünlü sanatçının eserlerini görebilmeniz mümkün bu galeriyi gezmenizi kesinlikle tavsiye ederim İçerideki en önemli ve en ilgi gören eserlerden biri kuşkusuz, Botticelli’nin “The Birth of Venus” adlı eseri.
Sokakları arşınladıkça şehir sizi sanatıyla efsunluyor. Uffizi’nin hemen yakınındaki Signoria Meydanı -Piazza della Signoria Davut heykelinin taslağınında olduğu ünlü meydan, Orjinali ise Galleria dell’Accademia’da  orjinalinin fotoğrafının çekilmesine maalesef izin verilmiyor eklediğim meydanda ki bir kopyası (Galleria dell’Accademia Pazartesileri kapalı onun dışında 08:00-18:00 arası açık. Firenze Card’a ücretsiz ve sıra yok Giriş: 6,5 Euro)
 Bu Meydan heykellerle dolu ve bu heykeller burayı açık hava müzesi gibi gösterir. gördüğünü bütün heykeller Vatikanı gösteriyor. Meydanın ilk girişinde Neptün havuzu ve havuzda da Neptün Heykeli sizi karşılıyor.
Floransa da beni en çok büyüleyen Floransa’nın en eski köprüsü Ponte Vecchio’dur. Arno Nehrinin iki yakasına bağlayan köprü su baskınlarına ve 2. Dünya Savaşındaki bombalamalara rağmen sağlam kalabilmiş. Eskiden bir mezbaha pazarı olan bu köprü kasapların, kanlı atıklarını direk nehre döktüklerinden kralının emriyle tahliye edilerek yerine kuyumcular yerleştirilmiş. Günümüzde köprünün üzerinde hala kuyumcu dükkanları bulunuyor.
Piazzale Michelangiolo, Floransa’nın zengin evlerinin arasından araba ile tırmanarak şehrin manzarasına doyabileceğiniz bir yer. Ponte Vecchio, Duomo ve Katedral arkamızdaki sokak çalgıcılarının hoş tınılarıyla buradan ayrı güzel görünüyor.Son karemizi Michelangiolo tepesinden yaparak bu yazımın sonuna geliyorum bir sonraki yazıda görüşmek üzere 

Bodrum Plajları


Deniz tatili yapılmadan yaz mı olur? Bir plaza çalışanının kendini dinlenmiş hissedebilmesi için deniz tatili olmazsa olmazdır, dinlenmiş olabilmek için kumsalda hiçbirşey yapmadan güneşe kendini bırakmak lazım... 
İşte bu fikirle hareket ederek, İtalya sonrası Ege’nin sıcak kollarına teslim ettik kendimizi...
Bodrum tatiline karar vermeden önce en çok Çeşme mi? Bodrum mu? Ikilemini yaşadık.
Geçen sene Çeşmeden yana kullandığımız , tercihimizi bu yaz Bodrumdan yana kullandık. Bayramda da Çeşmeye gideriz diye teselli olarak, rotamızı Bodruma çevirdik.

Çeşme’de Ayayorgi koyu ile sınırlı seçenekler arasından bir tercih yaparken işimiz çok kolaydı. Ancak Bodrum’da hangi koylara gidelim telaşı sardı bizi. Önce araba kiraladık daha sonra gün gün koyları keşf koyulduk.
Bodrum’un içi başka dışı başka. Koyları bile bambaşka hatta kuzeye bakan koylarla güneye bakanlar bile farklı.
Bu yazıda tatilini Bodrum’a geçirmek isteyenler için kendi gözlemlerime dayanarak çıkardığım bazı ipuçlarına yer vermek istedim. 

İşte Plajlar..

B-long Beach Yalıkavak maldivlerden gelen kumsalıyla harika beyazlığa sahip yumuşacık olsada benim zevkime göre Yalıkavak’ı çok rüzgarlı buldum bu sebeble pek sevmedim. Mekana değinecek olursa; İçeri giriş ücretsiz olsada, içeride 80 TL harcama yapmanız gerekli ayrıca yemekleri çok güzel değil. Mesela bizim tercih ettiğimiz Panini çeşitleri oldukça sıradan ve özelliksizdi. Içecek olarak, Çilek-Karpuz Frozen’ı ve Fesleğenli ayranı tavsiye olunur.

Fink Beach Ortakent/Yahşi
kesinlikle beğendiğim mekan  burasıydı içeri giriş ücreti bulunmuyor bir bileklik alıyorsunuz içerisini para yükleyip harcadığınız kadar ödüyorsunuz. Yemekleri harika çalışanları kibar, yardımsever, içeri gelen müşteri kalitesi oldukça iyi ağaçların altında serin serin güneşlenmenize rağmen denizi akvaryum gibi dalgasız. Mutlaka gitmenizi tavsiye ederiz biz daha sonraki günlerde tercihimizin çoğunu Fink Bechten yana kullandık.Ayrıca Merkez Marinadaki gece mekanı da en az beach kadar başarılıydı.
Gündoğan’dan Olira Beach mekan güzel yemekler leziz ama favorim olamadı.

Gümbet Escape Beach Mekan kalite açısından vasat altında yarım saatten az zaman geçirerek tercihimizi Yahşiden yana kullandık. Gümbetteki en iyi mekan diye gittik ancak beğenmedik. Mekan’da insanlar çok içiçe olması hoşuma gitmeyen bir özelliğiydi. Profilde vasata yakın olunca, mekana girip çıkmamız bir oldu.  
Yalıkavak Hamak Beach Yalıkavak çok rüzgarlı ve dolayısıyla denizi çok dalgalı, bu beach çok özellikli bir plaj değildi.
Casita (Türkbükü) pek tavsiye etmiyorum. Fiyatları makul, uygun yemek yeme şartıyla sadece yediklerinizi ödeyerek şezlong alabiliyorsunuz. Ancak sıcağın altında mantı biraz ağır kaçıyor.

XUMA Beach (Yalıkavak) Xuma’yı bilmeyen var mı? Bodrumun popüler yerlerinden bir diğeri... Giriş ücretini ödeyerek bileklik aliyorsunuz ve oradan bilekliğinizle harcama yapiyorsunuz yemekler, ortam harika kesinlikle bir diğer favorim.

Bitez koyları daha daha küçük bu yüzden pek tatmin etmedi bizi ama siz, sevimli bi yer olması bizim için yeterli derseniz tercih edebilirsiniz.

Herkese İyi Tatiller.

28 Haziran 2014 Cumartesi

Rota İtalya

Herkese Merhaba,
Bir plaza çalışanı olunca yılın en mutlu günlerini oluşturan günler; Cuma ve yıllık izin günleri oluyor.  Bu sene 15 günlük bir izin günlüğünde tatilimi İtalya’ya planladım. İtalya'da bir gezginin tatmin edebilecek herşey bir aradaydı. Güzel yemekler, etkileyici tarih, sıcak insanlar, harika sahiller, Alışveriş olanakları, Moda ve Sanat...
İtalya’nın Kuzey batısından başlayan İtalya günlüğü Güneybatısı Napolide son buldu. Destinasyonumuzun başlangıç noktası Cenova sonrası, Milano-Venedik-Floransa- Toscana bölgesi(Sienna, Pisa, San Giminiago),-Roma-Napoli-Pompei ve tekrar Roma’dan dönüş güzargahındaydı. İnanılmaz bir yoğun seyahat programı olmasından mı yoksa doyulmaz bir ülke olduğundan mı  15 gün yetmedi . Bana kalırsa Venedik için bir ömür anca yeterdi.
Seyahatimize başlamadan önce bir tur şirketiyle anlaştık. Vize yönlendirmeleri, evrak sürecinde zamanımızı doğru planlamak adına oldukça fayda sağladı.  Mevsim Yaz, iklim akdeniz olunca efil efil elbiseler, flip floplar, sandaletler ve mini şortlar bavulumun demirbaşları arasındaydı ancak seyahatin öncesinde İtalya’da yaşayan rehberimiz Fırat, Hava yağmurlu diye uyarıda bulunca bavul yazlıklardan arınıp, baharlık giyisilerle doluverdi.  Aslıda ince bir yağmurluk da  bizi kurtarabilirmiş. Biz baharlıklarla doldurarak durumu fazlaca abartmışız 4 gün yağmurlu geçmesine rağmen hava yazlıklardan feragat edecek kadar soğuk olmadı. Aksilikler olmadı mutlaka oldu ama keyifli bir zamandı. Asıl depresyon  tatil sonrasında başladı.
2500 Km yol giderek İtalya’yı baştan başa gezdiğimiz seyahat güncesini Cenova’dan başlayıp anlatmaya çalışacağım umarım sizde okurken keyif alırsınız. Fakat öncesinde Bodrum Beachlerini paylaşacağım.
Sevgiler

6 Haziran 2014 Cuma

Baştan Başa BosnaHersek

Merhaba
Herkese geçtiğimiz sene Bosna Hersek ziyaretinde bulunmuştum. 4 Gece 5 gün geçirdiğim bu ülke hüzünlü haliyle beni o kadar çok etkilemiş bir türlü gezi ile ilgili bir yazı oluşturamamıştım. Üzerinden daha uzun bir zaman geçmeden Bosna Hersek ile ilgili genel bir yazı hazırlamaya karar verdim.
Saray Bosna ziyaretimizde Saraybosna, Mostar, Travnik ve Türk Köyü Pojitel ile sınırlı kalsada Bosna Hersek Kültürünü tarihi dokusunu hissetmek için doyurdu. Seyahatimize öncelikle Saraybosnadan başladık.Saray-Bosna, 700 bin civarındaki nüfusuyla  pırıl pırıl akan Miljacka Nehri kenarına ve onu çevreleyen yemyeşil tepelerin eteklerine kurulmuş küçücük huzur dolu bir şehir .
Saraybosna’nın tarihini kısaca özetleyecek olursak, Saraybosna’nın kuruluşu Osmanlılar’ın 1463’te bu bölgeyi fethetmesine dayanıyor. Sonrasında Türkler’in Avrupa’da kurduğu en büyük şehir haline geliyor 1878 yılına kadar Osmanlılar’a bağlı kalan şehir, Berlin Anlaşması’yla Avusturya-Macaristan yönetimine bırakılıp. Sonrasında, 1918′de Yugoslavya Krallığı’na bağlanyor. 1992’de de bir referandumla Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle Bu günkü Yönetim biçimine yaklaşıyor.
Bu tarihi çeşitlilik şehrin mimarisine de yansımış.Şehirde birbirinden tamamen farklı üç mimari bölge var. Bir tarafı sosyalist dönemden izler taşırken. Diğer taraftan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun mimarisi ve en sonunda Başçarşı da Osmanlı mimarisi izler taşıyor ki en iyi  korunan bu bölge.Bu şehirin her sokağıyla yaşanmışlık hissi taşıyor.Beni büyüleyen özelliğide kesinlikle buydu. 
Bir çok renk ve hissi bir arada barındıran bu Şehirde bazen kendinizi Türkiye’de bir kasabada, bazen kendinizi Batı Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden herhangi birinde bazende yemyeşil tepeleri seyredalıp Alpler’de hissediyorsunuz.
Şehrin demografik yapısı, Boşnaklar (Bosnalı Müslümanlar), Sırplar (Ortodokslar) ve Hırvatlar’dan (Katolikler) oluşturuyor. 
Şehrin huzurlu havasına aldanıp, yaşamış oldukları savaşı unutsak da, bir şekilde kendini mutlaka hatırlatıyor. Saraybosna, Bosna Savaşı sırasında, 1992-1995 yılları arasında, dünya modern savaş tarihindeki en uzun kuşatmaya maruz kalmış ve çocuklar dahil binlerce insan bu kuşatma sırasında hayatını kaybetmiş, çok daha fazlası da yaralanmış veya sakat kalmış.

Kurşun izleriyle dolu binaları görünce insanın içi acıyor ve durup sorguluyor, böyle huzur dolu, güzel bir şehirde insanların ne alıp veremediği neydi?
SARAYBOSNA’DA GEZİLECEK, GÖRÜLECEK YERLER
Saraybosna her ne küçük bir şehir olsa da gezilecek görülecek oldukça fazla yeri var. Ama en ünlüsü tabii ki BAŞÇARŞI.
Saraybosna’nın çok iyi korunmuş Osmanlı mahallesi Başçarşı’da gezinirken, kendinizi birkaç yüzyıl öncesinde hayal etmeniz hiç zor değil.
Osmanlı’dan kalma bir çok cami ve birbirinden güzel eserler var.Bosna Hersek’teki en büyük katedral olan SARAYBOSNA KATEDRALİ de Ferdadiye Caddesi üzerinde bulunuyor. 
Avusturya Macaristan İmparatorluğu mimarisinin hakim olduğu Mareşal Tito Caddesi üzerinde, bir de Osmanlı döneminde, 1561 yılında inşa edilen ALİ PAŞA CAMİİ var. Küçük ama çok güzel bir cami.
Latin Köprüsünden
I. Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olarak 1914 yılında Avusturya Arşidükü Ferdinand’ın bir Sırp tarafından öldürülmesini hepimiz okuduk, öğrendik. Bu acı olay işte Saraybosna’da, LATİN KÖPRÜSÜ üzerinde gerçekleşmiş.
Mostar Köprüsü
Bu arada Bosna Hersek’e gelmişken, Hersek bölgesinin ana kenti MOSTAR’a da gitmemek olmaz. 1992 yılında yıkılan bu köprü  tarihe bakacak olursak. Neretva Nehri üzerinde, Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayruddin'e bölgede ticaretin gelişmesi için yaptırılmış bir eser. 24 mt yükseklikte ve 30 mt uzunlukta olan bu köprü yapıldığı dönemde en ileri teknikler kullanılarak inşaa edilmiş. Hırvat Bölgesiyle Hersek bölgesini birbirine bağlayan Mostar Köprüsü yüzyıllar boyunca Bosna'da hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin sembolü olmuştur. 1992'de Bosnalı Sırplar başlatılan saldırı sonrası,  
Pojitel

1993'te Hırvat tankları tarafından tamamen yıkılmış. Dev taşları, Neretva Nehri'nin sularına gömülmüştür.1997 yılında inşasına tekrar başlanan köprünün sulara gömülen taşları, vinçle çıkaraılmış orjinalıne sadık kalınarak tekrar inşaa edilmiştir. Hatta köprü ilk yapılırken taşların çıkarıldığı fakat günümüzde kullanılmayan taş ocağı sadece bu köprünün onarımı için tekrar faliyete geçirilmiş. Köprü şuan Unesco tarafından Dünya mirası listesine alınmış ve koruma altındadır. Geleneğe göre bölgede yaşayan gençler nişanlandıkları kızlara cesaretlerini göstermek için bu köprüden nehre atlayış yaparlarmış. Günümüzde bazı Bosnalı gençler ücret karşılığı köprüden atlayış yapıyorlar birkaç gencin atlayışına çığlıklar eşliğinde şahit olduk.

Mostar Bölgesi
Mostar Köprüsü sonrası rotamız eski bir Türk Köyü olan Pojitel(Poçitel) Mostar’a  15 Km uzaklıkta olan bu yerleşim yeri taştan bir kent. Boşnakça Başlangıç noktası demek olan Poçitel Dubrovnik ile sınır komşusu. Neretva nehrinin kıyısında olan bu kent ilgiyi hak ediyor
pojıtel

Peki Saraybosna’da ne yenir, ne içilir, nerelere gidilir?
Saraybosna’da her yerde PEKARA var, Anlamı fırın. Benim Saraybosna’da en sevdiğim yerdi. 

Sarajova Baş Çarşı Kahvehanesi
Malum Boşnaklar’ın börekleri çok meşhur. İstanbul’da bile birçok yerde BOŞNAK BÖREKÇİSİ bulmak mümkün.
Ama tadına bakmak için en iyi yer, tabii ki Başçarşı. Fiyatlar da çok uygun. CEVAPCICI, tüm Balkanlar’da olduğu gibi, Saraybosna’da da en popüler yemeklerden birisi. Yanında da “jogurt” dedikleri katı ayran oldu mu tadına doyum olmuyor.
Sevgiler

4 Haziran 2014 Çarşamba

Didim'in Saklı Hazinesi

Güney Ege yolculuğumuzun son yazısına geldik. İşte Karşınızda Ege'nin Saklı Hazinelerinden biri olan Apollon Tapınağı...4 günlük gezideki son durağımız Apollon tapınağıydı.
Antik Çağlarda, insanların inaçlarını çoğunu kehanetler mistik hikayeler oluştururdu. Kulaktan kulağa yayılan mitoslar bu sayede o zamanlardan günümüze bizlere ulaştılar. Modern insanlar için efsaneden öteye gidemesede, kehanet ve bilicilik Antik Çağın insanlarının tuttunduğu temel değerlerden biriydi.
Apollon Tapınağı, kehanetlerin çıkış noktası ve antik çağdan bize kalan Kutsal hazinelerden biri. Bu yapı ilk girdiğiniz andan itibaren Devasa sutunları görkemli yapısıyla büyüsü altına alıyor.  Mistik bir mekanda olduğunuzu bilmesenizde hissettiriyor.
Antik Çağın insanları,  kehanette bulunma gücünün  insanlara Zeus ve Leto'nun oğlu  Apollon tarafından verildiğine inanırlarmış ve Efsanelere  göre; Tanrı Apollon bir gün, Didim yöresinde çobanlık yapan Brankhos'a rastlar ve Ona biliciligin (kehanetin) sırlarını öğretir Çobanda , Apollon adına ilk tapınağı kurar. Adını efsanelerden alan Apollon Tapınağı’nın diğer bir adı “Didyma"  "IKIZ KARDES" anlamına gelir. Bu tapınağa Didyma denmesinin nedeni ise Apollon’un , Tanrıça Artemis'in ikiz kardeşi olmasıdır. Milet-Apollon Tapınağı arasındaki  "KUTSAL YOL" sonunda, dünyanın yedinci harikası kabul edilen "Artemis Tapınağı bulunur. Biz bu gezimizde Apollon ile yetindik.
MEDUSA
Türkiye’yi tanıtan karpostallardan mutlaka hatırlarsınız, çatlamış insan suratı figürünü işte bu ünlü yüz biliciliğin sembolü Medusa’nın ta kendisidir.Tapınağa ilk girişte tüm İhtişamıyla Medusa sizi karşılar. Yunan Mitolojisine göre, gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, dişi canavar Medusa çok güzel bir kadınmış ve bütün kadınlar Medusa'yı kıskanırmış. Bu güzel Medusa kendisine Tanrılara adamış ve iki kız kardeşi ile birlikte baş Tanrı Zeus'un en sevdiği kızı zeka Tanrıçası Athena'ya ait bir tapınakta yaşamaya başlamış. Medusanın cazibesine dayanamayan, Poseidon (denizlerin büyük tanrısı) bir gün gizlice  sevgilisi Athena'nın tapınağında, güzeller güzeli Medusa'ya zorla sahip olmuş. Bu olayı öğrenen Athena, güçlü Poseidon'un bu yaptığı karşısında kendisini aşağılanmış hissetmiş. Öyle hiddetlenmiş ki Medusa'yı kız kardeşlerini birer ifrite çevirmiş. Medusa’nın o güzelim saçlarının her bir teli bir yılana dönüşmüş. Bununla da yatışmayan Athena'nın siniri bu çirkin halinede bile hala Medusa'ya bakmaya çalışan herkesin bakışlarını taşa çevirmesini sağlamış. Athena bu cezayla da yetinmemiş ve Medusa'nın kafasını kesmeye karar vermiş.Perseus üvey kız kardeşi Athena’nın bu isteğini hemen yerine getirerek ışıltılar saçıp insanların gözlerini kamaştıran keskin kılıcını savurduğu gibi zavallı Medusa'nın yılan saçlı kafasını bedeninden ayırıvermiş. Athena'nın bilmediği bir şey varmış. Güzel Medusa, Poseidon'un kendisine zorla sahip olduğu gece denizlerin kudretli Tanrısından hamile kalmış. Perseus'un gözleri kamaştıran kılıcı Medusa'nın kafasını bedeninden ayırdığı anda Poseidon'un Medusa'nın rahmine bıraktığı çocukları Pegasus ve Chrsyar, Medusa'nın cansız bedeninden dışarı çıkıvermişler.
Medusanın mitolojik hikayesi bu şekildeyken Biz görkemli Apollon tapınağına doğru yolculuğa çıkalım.Bu Tapınak 3 ana kısımdan oluşuyor. İlk girişte 22 metre uzunlugundaki görkemli sutunlar sizi karşılıyor.
Ardından hemen Tapınağın Yüksek merdivenlerini aştıktan sonra  başlayan ve iç kısımdaki üstü  kapalı ama yanları açık kısıma geçiyorsunuz.
 Ana kapinin iki yanından, 2 uzun Tünelle 3. kısıma cikilıyor
Bu kısım üstü açık bir avlu gibi, zemin toprak..
Burada bilicilik güçleriyle kehanette bulunan Milletos ileri gelenleri bu avluda toplanırmış. Halk dışarıda toplanıp burdan onları dinlermiş. Ve böylece halka yaptırılmak istenen herşey kehanet olduğu ileri sürülerek yaptırılırmış. Apollon Tapınağının sonuna geldik. Apollon Tapınağı gercekten gezilmesi ggörülmesesi gereken büyüleyici güzellikte bir yerdir. Bukutsal toprakalra yolunuz düşerse gezmeden  gelmeyin.
Sevgiler.