26 Mayıs 2014 Pazartesi

Bodrum Bodrum Gezi #2#

Merhaba,
Gezimizin ilk durağı Alaçatı'yken, ikinci durağımız Bodrum'du. Sabah 8'de kahvaltımızı yapmış yola koyulmuştuk çünkü gezilecek çok yer, yapılacak çok iş vardı.
Bodrum'da ilk rotamız Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi'ydi. M.Ö 300 yıllarına kadar uzanan bir seçkiye ev sahipliği yapan bu müzede iki buçuk saate aşkın zaman geçirdik.

Bodrum Marine
 Bodrum kalesinde yer alan bu müzeye araçla geldik fakat Ortakent/Yahşi'de bulunan otelimizden otele minibüsler de bulunuyor. 4,75 liraya son durak Bodrum Garajı'nda indikten sonra müze 100 metre yürüyüş mesafesinde.
Bodrum Kale Yolu
Müze yolunda sağlı sollu satıcılar bulunuyor. Bunlardan en çok ilgimi çeken balon balıklarının kurutulmuş olarak sergilendiği sünger satıcıları. Fiyatları 5 TL'den başlayan bu süngerler 20 TL'ye kadar artıyor.
Bodrum Kale Yolu

Bodrum Kalesi antik çağda önce ada olup, sonraları kente bağlanarak yarımada durumuna gelmiştir. Müze, antik çağlardan bulunan birçok batık kentin yanı sıra Türk hamamı, Amphora, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları  şeklinde konumlanmış 14 salondan oluşuyor. Beni en çok etkileyen, karanlık bir odada alttan ışıklandırma sistemi ile sergilenen M.Ö. 11. yy'a uzanan cam eserlerinin sergilendiği sergi alanıydı.
Müze salonlarında fotoğraf çekilemediği için kale içerisinde yer alan birkaç seçkiden bahsetmek istiyorum bunlardan biri de sunaklar, eski inanışlarda tanrılara adanan, onlara kurban edilen ya da sunulan bütün  eşyalar altar (sunak) denilen kendince kutsal ibadet yeridir.

Müzede sergilenen tiyatro maskları, anfitiyatro açısından bol olan ülkemizde orijinalliği korunarak günümüze ulaşmış. Esasında Bodrum kalesinde yer alan çoğu eser antik kentlerden yurt dışına getirilmeden ülkemizde kalan hazinelerimiz. Neyse o konulara şimdi girmeden size bu masklardan biraz bahsetmek istiyorum. Antik çağ'da tiyatro, üst sınıfa özgü bir etkinlikti ve bu dönemde oyunlarda dekor ya da kostüm bulunmazdı.Günümüzde geçerli olan oyunculuk anlayışı yoktu ve ifade edilen duygular oyuncuların ellerinde tuttukları ve yeri geldikçe yüzlerine koydukları maskelerle belirtilirdi
Anrik Çağ Tiyatro Mask

Bodrum Kalesinden Manzara

İçerisindeki özel bir odada Karya Prensesi'nin bulunan lahiti kemikleri ve etlendirilmiş formu bulunuyor.
Müze içerisinden

Müze bahçesinden kaleden ve açık alanda sergilenen birkaç eserden fotoğraf sunuyorum.
Müze içerisinden

Kale Manzarası

Gezimize tekne ile devam ettik. 11'de Gümbet'ten kalkan tekne akvaryum koyundan, Bitez'e birçok koyda durakladı ve böylece bu gezide denize merhaba demiş oldum.
Tekne
Tekne sonrası Sanat Güneşi Zeki Müre'nin evini ziyaret ettik. Zeki Müren'in sade hayatından izler taşıyan bu müze mutlaka ziyarat edilmesi gereken yerlerden.


Zeki Müren







Zeki Müren evi sonrası Yahşi'deki otelimize geri döndük. Akşam yemeği sonrası kaleye indik. Eğlenmek için Mandalin'i seçtik ve çok güzel zaman geçirdik. Bir sonraki yazımda, Didim/Milet antik kenti ve Apollon Tapınağı'ndan bahsedeceğim. Sevgiler...


20 Mayıs 2014 Salı

ALAÇATI Gezi #1#




Merhaba,
Ara dönemde yaptığımız 4 günlük tatilimizde dört kız arkadaşımla kendimizi Ege’nin kollarına bıraktık. 

Mini tatilde ilk durağımız, damla sakızı kokan arnavut kaldırımlı taş sokakları ve taş evleriyle zamansız ALAÇATI oldu. Bu modern köy şirin taş evleri, rengarenk kapıları camları, dar taş sokakları ile çok tatlı ancak yaz sezonunda aşırı kalabalık. Eğer sizde benim gibi bu şirin beldeyi kalabalıkta sevmiyorsanız,  yaz mevsimi açılmadığı şu günlerde gezmek için kesinlikle tavsiye edilir.
Taş Sokaklara adımımıızı atmadan önce  karnımızı Kumrucu Şevkinin lezzetli kumrusuyla doyurduk. Sonrasında taş sokakları keşfe başladık.İzmir Kumrusu diyince aklıma ilk, kumrusunun yanındaki enfes turşusuyla Şevki geliyor daha sonrada Kumrucu Hikmet.  Merak edenlen için geçen senede 8 TL olan kumru bu senede aynı fiyattı.
Alaçatı kalabalıktan sonra renk renk mağazalarıyla insanın başını döndürüyor.Takı mağazalarında farklı, hoş tasarımlara bulabilirsiniz. (fiyatları uçuk.)
Benim sevdiğim alışveriş yerlerinden biri olan girişteki “Shakespeare in love” çeşit çeşik peştemal ve havlularıyla olmasının yanı sıra, makul fiyata sahip.
Alaçatı, serin rakıların lezzetli balıkların yendiği mavilikler diyarı...
Beyaz badanalı evleri, pencerelerinde asılı rengarenk saksılardan sarkan çiçekleriyle benim için masal diyarı
Aynı zamanda unutmamalı ki; türkiye'nin ilk rüzgar elektrik santralı da burada kurulmuştur.
 Son olarak, Her yıl daha bir kalabalıklaşıp, daha da pahalı bir hale gelsede gitmekten kendimi asla alıkoyamacağım az sayıdaki yerlerden.
Biz burada bir gün geçirdik. Sonraki günlerde tercihimizi Bodrum ve Didim’den yana kullandık bir sonraki yazılarımda onları paylaşacağım.
Sevgiler,

13 Mayıs 2014 Salı

Bir Film Bob "Marley"



 Merhaba
Geçtiğimiz günlerde D&R Film kampanyası dahilinde edindiğim filmlerden bahsetmiştim. Onlardan  en çok meraklandıklarımı sona saklayarak izlemeye başladım. Bob Marley’in hayatının anlatıldığı “Marley” isimli belgesel filmi sonlara saklamış olsamda dün sıralamada bir değişiklik yaparak önlere aldım ve izledim. 
İşte bu yazımda Müzisyen Bob Marley’in tüm dünyayı, evrensel müzik diliğle nasıl etkilediğini anlatıldığı, filmden bahsedip, yaşadığı dönemde insanların tutumlarını ve düşüncelerini gerçekten değiştirmeyi başaran  efsaneyi birkez daha anmaya çalışacağım.
Bob Marley, sınırötesi ve zamansız  bir halk kahramanı benim için onu farklı kılan o kadar çok şey varki hangisine değineceğimi bilemiyorum. Ancak beni en çok etkileyen yanı,  Jamaika gibi (1960’s 70’s yıllarda insanların haritada yerini bile bilmedigi )  Ülkeden çıkıp Tüm Dünyaya, hem Jamaikayi hem de Reggae ‘yi tanitan sadece tanıtmakla kalmayıp yeni bir akım başlatan bir öncü olmasıdır.
Gerçek yaşam öyküsünü konu alan film, Bob Marley hakkında merak ettiğim bir çok şeyle ilgili aydınlanmamı sağladı.Film Bob Marley’in daha kişisel tarafını daha çok ortaya seriyor. Filmi izledikten sonra Bob Marley’i hissediyor onu derinden anlıyorsunuz.
 Son olarak söyleyeceklerim filmden öte biraz şahsi görüşlerim olacak. Bana göre; Bob Marley’i anlayan kişi farklıdır çünkü;  insanı insan olduğu için sevmeyi, paylaşmayı, sevginin saf ve çıkarlardan uzak dünyasını, aşağılamadan ve küçük görmeden karşısındakine değer veren insandır.
Son cümlelerim olarak, Bob Marley’in Aforizma niteliğindeki bir kaç cümlesini paylaşmak istiyorum.
"Aslında sürekli tebessüm edenler, içten içe acı çekenlerdir. Unutma, her gülen yüz mutluluk ifadesi değildir!"
"Yoklugunu hissetmeyen birini, varlığınla rahatsız etmeyeceksin."

8 Mayıs 2014 Perşembe

Gustav Klimt Ressamlar Dizisi#4#





Anne Çocuk

Sanayileşme devrimi sonrasında, Endüstrileşmenin olumsuz etkilerinin hissedilmesiyle İngiltere’de Art Nouvea adı altında bir sanat akımı başlamıştır. Art Nouvea olarak adlandırılan bu akımın amacı, makinenin yok etmeye başladığı zanaatkarane işçiliğe saygıyı tekrar kazanmaktır. Ayrıca İngiltere’de 19. yüzyılın ikinci yarısında egemen olan Victoria döneminin zevksiz ağır süslemeciliğine karşı bir tepkidir de  bu akım.
Bu akımın sanatçılarından biri olan Gustav Klimt, eserlerinde Art Nouveau ve Sembolizm’i ustaca bütünleştirmiş bir ressamdır bugün sevdiğim bir kaç eserinden bahsetmek istiyorum.

1862 yılında Viyana’da dünyaya gelen Gustav Klimt, 1876’ da Viyana Halk Sanat Okuluna girmiştir. 1886-1892 yılları arasında Burgteater ve Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde duvar resimleri yapmış, Eserlerinde çoğunlukla altın rengini ve kadın figürünü çalışmalarında kullanmıştır. Klimt eserlerinde resimlerindeki kadınlar çıplaktır ve çıplaklık gerçektir. Bu çıplak kadınlar, doğurganlıklarıyla sonsuzluğu da sembolize ederler
“Beethoven Friz’
Beethoven Friz
Klimt, bir başyapıt olarak anılan “Beethoven Friz’i” 1902 yılında yapmıştır. Sergiden sonra yerinden kaldırılacak düşüncesiyle eserini ucuz ve taşınabilir malzeme ile çalışmış ve bu nedenle daha sonra frizin restorasyonu sırasında ciddi sıkıntılar yaşanmıştır. Eserin uzunluğu 34,14 m yüksekliği ise 2 Metredir. Beethoven Friz, sergi sonunda büyük bir koleksiyoncu olan Carl Reinighaus’a satılmıştır. Yedi parçaya bölünerek sökülen bu yapıt, tam 12 yıl boyunca Viyana’da bir depoda muhafaza edilmiştir. 1915 yılında o dönemin en büyük Klimt koleksiyoncusu olan August Lederer tarafından satın alınmıştır. Klimt’in başyapıtlarından olan bu eser, 1973 yılında Avusturya hükümeti tarafından satın alınmış ve 10 yıla yakın bir sürede oldukça maliyetli bir şekilde restore edilmiştir.
Klimt’in bu eserde, insan vücudundaki geometrik şekillerden yola çıkarak, bedeni bezenmiş bir şifreye dönüştürme çabası dikkat çekmektedir. Bu çalışma Klimt’in ‘altın çağ’ına başlangıç yaptığı eser olarak sayılmakta ve sanatçının gelişiminde önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir.
Schubert at the Piano
Gustav Klimt: Adele Bloch-Bauer                                 
Ferdinand Bloch, 1903’ün yazında, eşinin ailesine o Ekim’deki evlilik yıldönümleri için hediye etmek amacıyla eşinin bir portresini yapılması için sipariş verdi. Ancak resim ancak 1907 yılında tamamlanabildi. Bu resimde, Adele’in altın bir tahta oturmuş, üzerine oldukça lüks dekore edilmiş altından bir elbise giymiş olduğu görülmektedir. Klimt’in imzası, dekoratif elementlerdir: üçgenler, yumurtalar, gözler… Elbisesine doğru akan saçları, ressam ile modeli arasındaki özel ilişkinin ipucudur. Bu, Adele Bloch-Bauer’in iki portresinden ilkidir. İkinci portrenin yapımı 1912’de asıl görüntüsünü tamamlar.
İkinci Dünya savaşı sırasında el konulan bu resim, Bugün New York’ta, Neue Galeri’de muhteşem azametiyle sergilenmektedir.

Adele Bloch-Bauer
Adele Bloch-Bauer




VİRGİN

30 Nisan 2014 Çarşamba

Kaptan Amerika

Geçtiğimiz haftasonu bir değişiklik olsun ilk uzun yol tecrübemi de yapıyım diyerek deli bir cesaretle İstanbuldan Tekirdağa gittim. Hem yolları çok iyi bilmemem hem de bu yolculuğa tek başına gittiğim için gereksiz bir cesurlukdu . İstanbul TEM den otobana bağlanarak Kınalı çıkışından Tekirdağa olan yol güzergahından gittim.  İstanbuldaki Trafikte bir saatten fazla vakit geçince Tekirdağa, yaklaşık 2 saatte vardım. Koca koca TIR ların sağ şeritten aktığı otobanda  mecbur sol şeritten gittim ve hız isteyen bu şeritte hız sınırının birazda üzerindeydim çünkü 120/km deyken dibime giren araçlar yüksek hızda haince sıkıştırıyordu bu durumda 120/km baya bir üzerine çıktım umarım radara yakanlanmadım. Bir ara o kadar yüksek hızda seyretmeye başladım ki,  direksiyon elimde titriyordu. Otoban çıkışından sonra Marmara Ereğlisin de yakıt almak için mola verdiğimde kasılmaktan bacaklarımın kaskatı olduğunu farkettim (gece boyu kas ağrısındanda uyuyamadım) neyseki şehir içine girdiğim için derin bir oh çekmiştim. Değişiklik olsun diye gittiğim Tekirdağ’da köfte yemek dışında İstanbul’da yapacağımdan farklı  hiç bir şey yapmadım.Tekirdağ’da kuzenimle ne yapsak diye pek birşey bulamayınca film izleyelim dedik ve Kaptan Amerika filmini seçtik.
 Marvel tarafından yaratılan bir çizgi roman olan Kaptan Amerika, serisinin ikinci filimi filmde ki Steve yani,  Kaptan Amerika fakir bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Nazilere karşı savaşmak için, vücudu zayıf olduğu için orduya kabul edilmemiş Sonrasında süper asker projesiyle  bir serumla güçlenmiş ve II. Dünya Savaşı sırasında Amerika'nın en büyük süper kahramanı olarak görev yapmıştır. Avrupa'da Nazilerle savaşmış ve Amerika'yı Nazi tehlikesine karşı korumuş, bir kahraman olmuştur.
1945 yılında bir uçakta hazırlanan bombayı etkisiz hale getirmeye çalışırken bomba patlamış ve vücudu okyanusun buz gibi sularına gömülmüştür. Damarlarında dolaşan serumun gücü sayesinde ölümden kurtulan ve S.H.I.E.L.D tarafından hayata döndürülen Kaptan Amerika ikinci seride, üyesi olduğu S.H.I.E.L.D grubunun göründüğünden farklı olduğunu fark eder. S.H.I.E.L.D diye adlandırılan yapının içinde örgütlenmiş bir paralel yapı olan Hydra’yı ve faaliyetlerini farkeder. Hydra faşizan düşüncelere sahip bu yapıyla savaşır. Film bu konu üzerinden ilerliyor. Oyuncu kadrosunda Chris Evans, Scarlett Johansson, Sebastian Stan, Anthony Mackie, Cobie Smulders, yer alıyor.Kaptan Amerika, aksiyon ve fantastik öğelerle bezenmiş filmleri sevenler için kaçırılmaması gerekenler arasında.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Bir Hastanın Güncesi

Merhaba!
Uzun kasvetli  ve karanlık günlerin ardından, güneşi doyasıya görebiliyoruz. Bu güzel  havalar insanın ruhuna,  mutluluk yüklüyor.  İnsanların yüzleri daha sıcak ve içten tebessüm ediyor. Bu güzel havalardan nasibini alan yanlızca insanlar mı tabiki hayır ağaçlar, çiçekler  bütün yaşayan organizmalar daha aydınlık taptaze ve capcanlı, Deniz desen ışıl ışıl özelliklede İstanbul boğazı Güneşin altında pırıl pırıl ışıldıyor. Güneş artık sıcak yüzünü gösterdi. İşte bende hafta sonu güneşin aydınlığına kapılarak, sıcaklığına aldaranak ince giyisilerle kah boğazda, kah parklarda gezdim durdum. Üşüdüğümü anlasamda, anlamazlıktan geldim sonuç itibariylede pazartesi günü hasta uyandım.  Hemde çok hastaydım, dirensede ruhum bedenime, bedenim  yatağa sinek gibi yapıştı kala kaldı.


İşte dinlenirken ben vakit ayırıpta izleyemediğim daha önceki yazımda bahsettiğim D&R festival film indiriminden edinmiş olduğum. Festival filmlerinden iki tanesini izledim. Ara ara yataktan kalktıkça çalışma masamda çerçevesi yapılmış puzzle için parça ekledim.

İlk izlediğim film, Nobody Walks !f 12.Bağımsız film festivalinde  'yola devam' ismiyle gösterime girmişti. Festivalde Jüri Özel Ödülü kazanan bu filmi izlemediğim için pek bir üzülmüştüm izledikten sonra iyi ki festivalde izlemedim dedim çünkü film kesinlikle evde oturup izlemelik bir film. Filmin konusu; Genç bir sanatçı olan Martine New York’tan Los Angeles’a gelerek, uzaktan mükemmel gibi görünen iki çocuklu ailenin yanına yerleşmesiyle gelişen olay kurgusu  üzerinde şekilleniyor. Anlatmaya çalıştığı bastırılmış duygu ve arzuların yansıması aracılığla , insan ilişkilerinin karmaşık dünyası anlatabildi mi diye soracak olursanız ben sığ buldum.
Diğer film tercihim ise  geçen yıl  Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film seçilen Kusursuzlardı. Kusursuzları psikolojik gerilim türünde başarılı bulduğum bir film oldu . Filmin konusuna kısacık değinecek olursam: İstanbul’dan Çeşme’ye, birkaç ay önce vefat etmiş olan anneannelerinin yazlığına gelen iki kız kardeşin sevgi  ve rekabet dolu ilişkisini üzerinde şekillenen bir kurgu. İki kız kardeşin, paylaştıkları ortak bir sırrın etrafında  gerilimli ruh halleriyle insan ilişkilerin karmaşık dünyasını yüzeysel bırakmadan anlatıyor.  Karakterlerden biraz bahsedecek olursam. Yasemin ve Lale birbirlerine tamamen zıt özellikte iki karakter. Yasemin dışa dönük, korkusuz, ve maceraya açık, erkeklerle ilişkilerinde flörtçü bir tavır sergilerken kardeşi Lale onun tam aksine içine kapalı, sürekli bir şeylerden korku duyan ve tedirgin olan, erkeklere kendini olabildiğince kapatan, kadınlığını saklayan bir karakter olarak çiziliyor. Flimden bir kaç kare ile detaylandıracak olursam,  Yasemin Alaçatı’nın plajlarında tüm dişiliğini  cüretkarca ortaya koyarken, Lale üzerinde anneannesinin eski kıyafetleriyle şemsiye altında Yasemini izlemeyi tercih ediyor. Yine Yasemin spor kıyafetlerini giyip düzenli olarak koşuya çıkarken, Lale üzerinde yine anneannesinin kıyafetleriyle kendini eve hapsediyor. Film boyunca kardeşler arasındaki duygu gerilimi hissediyor ve bir patlama bekliyorsunuz. İşte bu noktada filmi Psikolojik gerilimin zirve yaptığı bir sonla sizi, etkiliyor. 
Özellikle psikolojik gerilim sevenler ve Türk Sinemasında Başarılı işler yapılmıyor diyenler için evde izlemek için güzel bir film.
Herkese Sağlıklı Günler :)

13 Nisan 2014 Pazar

Bir Kitap Milan Kundera/ Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

 

#milankundera
Herkese Merhaba, 
Geçtiğimiz haftalarda okumaya başlayıp, bir türlü konstre olupta devam ettiremediğim Milan Kundera'nın eseri, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğini, cuma aksamı bitti.


Milanın eserlerini okuyup anlamak için ruh yapısının ve derinlik düzeyinin yerinde olması gerekliliğini düşünüyorum. Kitabın  üzerimde yarattığı hisler tanımlamak istemeyeceğim kadar derin. 

Yinede  birşeyler söyleyeceksem karakterlerin üzerinden şekillenen kitabın karakterlerinden kısa bir özet yapabilirim.
İnsanın varolabilmesi için tüm bağlardan kurtulup hafiflemesi gerektiğine inanan, hatta bu uğurda oğlundan bile uzaklaşabilen baba, annesinin üstündeki yoğun etkisinden kaçarak kurtulan ama bu sefer de Bir baskasına derin bir bağlılık geliştiren Tereza,ihaneti yaşam biçimi haline getiren ressam Sabina, Sabina'ya hayranlığı yüzünden kendini tehlikeli bir yolculuğa atan, karısı ve kızı tarafından ezilen akademisyen Franz.
Karakterlerin gelişimi ve olay örgüsünün aşama aşama anlatıldığı bu kıymetli eser hakkında çok fazla paylaşımda bulunmadan 

Kitaptan altını çizdiğim yerlerden bir kaç seçki 
"Üniversite mezunu ile kendi kendini yetiştirmiş kişi arasındaki fark, bilgi düzeyinden çok dirim gücü ve kendine güven düzeyinin yüksekliğinde ortaya çıkar."
"Gözü "daha yükseklerde bir yerde" olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır."
"Seçmediğimiz bir şeye kendi erdemimiz ya da başarısızlığımız gözüyle bakamayız.
" Sevgi insanın gücünden vazgeçmesi demektir"
"Mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir."
"Yaşadığı yeri terketme arzusundaki insan mutsuz bir insandır."
"Tanrı onları ortadan ikiye ayırıncaya kadar bütün insanlar hermafroditti, o zamandan beri bu yarılar birbirini arayarak dünyanın dört bir bucağında gezinip durdular. Aşk kaybettiğimiz yarıyı özleyişimizdir işte." (sf.246)
"Çok sayıda kadının peşinde koşan erkekleri iki kategoriye ayırabiliriz. Bazıları bütün kadınlarda kendi öznel ve değişmez kadın düşlerinin gerçekleşmesini beklerler. Ötekiler ise nesnel kadın dünyasının sonsuz çeşitliliğini ele geçirme isteğiyle davranırlar."( sf. 205)
Kundera "anlatılamaz" olduğunu düşündüğüm duyguları ve "nedenini daha önce hiç düşünmediğim" gelişigüzel davranışları da apaçık tespitlerle sunduğu bu kitabıyla başucu kitabı kategorisinde.
P.S: İdefix Bahara muhteşem bir selam vermiş. Nisan Ayı sonuna kadar devam eden bu kampanyayı kaçırmamanızı tavsiye ederim. Çoğu yayın evinde %40'a varan indirim kampanyası var. Yapı Kredi Yayıneviden, Çavdar Tarlasındaki Çocuklar, Ressamlar serisinden, Goya, Dali ve Monet kitaplarını sipariş verdim. Picasso ve Michalengo Tükenmiş:(  Milan Kundera'dan Ölümsüzlük , Kimlik ve Yavaşlık eserlerni ve Ayrıntı Yayınevinden John Fowles Büyücü eserini aldım İdefixin yaptığı büyük bahar indirimi kaçmaz. Onun dışında D&R 3 al 2 öde film kampanyası dahilinde birçok festival filmi indirimli. Benim tercihim No, Bob Marley Nobody Walks den yana oldu D&R film kampanyası geçtiğimiz festivali kaçıranlar için güzel bir fırsat.
Herkese mutlu haftalar.

8 Nisan 2014 Salı

Miles Aldridge "I only want you to love me"

Miles Aldridge
                1964 doğumlu İngiliz moda fotoğrafçısı. Doğumundan itibaren babasının işi nedeniyle hep ünlü İngiliz simalarla birlikte büyüdü.  John Lennon  Eric Clapton ve Elton John bunların arasında sayılabilir.  Miles 12 yaşındayken babasıyla Los Angeles’ e taşındı fakat ona asıl kariyer yolunu açan 90’lı yıllarda Newyork’a gelişi oldu. Haftalık Amerikan dergilerinin bir çoğunda kapak fotoğrafları yayınlandı bunların arasında  NuméroTeen VogueVogue NipponThe New York Times MagazineGQThe New YorkerThe FaceParadis ve Harper's Bazaar başı çekmektedir.
#MilesAldridge  Eserleri hoş ve çekici kadınlardan oluşuyor gibi görünse de aslında kadın dünyasının karmaşıklığını gözler önüne sererek sevenlerini düşünmeye sevkediyor. İşte onlardan birkaçı.











Bu Yazı Çok Sevdiğim Arkadaşıma İthaf Olunur.

İKSV İstanbul Film Festivali

Herkese Merhaba,
33. İstanbul Film Festivali  4 Nisan 14 gibi güzel bir tarihte başladı.
İşte, Festival öncesi Mini bir doz niteliğinde notlarımı sizinle paylaşıyorum belki sizede ilham verebilir.
İzlemek İstediğim Part. 1. İstanbul Film Festivali'nin yedi yıl önce başlattığı ve festivalin gelenekselleşen bölümlerinden biri olan "Türk Klasikleri Yeniden" projesi için bu yıl restore edilen film 1980 Türkiyesinin aynası “Muhsin Bey” 12 Nisan Rex 16:00 Seansı
İzlemek İstediğim Part. 2. İranı Terk Etmeye Çalışmak, Filmin konusu, Filmi çeken İranlı yönetmen gibi İranı terk etmeye çalışan bir karakterin 1995 yılında geçen gerçek olayları.
İzlemek İstediğim Part. 3. Tabu’nun yönetmeni Miguel Gomes kısa filmleri+Kefaret Gomesi anlamak için kaçırmak istemediğim bir fırsat.

6 Nisan 2014 Pazar

Bir Biyografik Film Yves Saint Laurent

#YvesSaintLaurent
#Film
Yine bir film ile  karşınızdayım
Ta ta ta ta....

Ünlü Moda tasarımcısı Yves Saint Laurent hayatının 20 li yaşlardan itibaren anlatan otobiyografik bir film..
Şu sıralar Noah için talep had safada iken Cumartesi günü İstinye Parkta bilet bulamayınca, filmi seçtik çok iyi yapmışız..

Bu film Modanın onsuz düşünülemeyeceği bir figürü merkeze aldığı için, konuya ilgi duyan seyirci kitlesinde merak uyanıdıyor. Bir moda sever olarak ilgilimi çeken bu film de yönetmen koltuğunda Jalil Lespert bulunurken Başrol Yves Saint Laurent’i ise Pierre Niney canlandırıyor.
Farklı bir tü arayışında olan biyografik sinema severler için güzel bir alternatif.
Moda ile sinemanın iç içe geçtiği bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.

P.S.Bu arada, ikinci bir YSL biyografisi daha çıkacak ancak, Laurent partneri ortağı Pierre Berge ikinci filmi desteklemediğini ve  vizyona girmesini engelleyeceğini açıkladı bu açıklama, moda ve sinema severleri şaşırttı.

4 Nisan 2014 Cuma

Bu Cuma Kendin için Birşey Yapmalı...


Son zamanlarda,  biz yetişkinler hiperaktif çocuklar gibi davranır olduk. Bir anda birçok şeyi yapmaya çalışıyor, hiç birşeyi tamamlayamadan maymun iştahlı bir insan oluyoruz.
Bunun sonucunda da çoğu zaman konstrasyon problemi yaşıyor. Hayatı  tamamlayamıyor sonrasında da, endişeli tedirgin mutsuz doyumsuz bir hale bürünüyoruz
Bu duruma Pskologlar Multi-Tasking diyorlar. Yani bir anda bir çok şeyi yapma isteği. Bunun sonucunda ne mi oluyor dersiniz? Derinleşmeden bölük pörçük yaşadığımız anlar, konstre olup keyif alamadığımız bir sürü aktivitelerle geçmiş günler. Herşeyi yapmak isterken hiç birşeyi tamamlayamamış olmak ve bir sürü,  yarım kalmışlıklar.
Gelin bu döngüyü değiştirelim hepimizin konstre olduğu yapmaktan keyif aldığı birşeyler vardır. Yarım bırakmadan , sıkılmadan onu tamamlayalım. Böylece başarma hissinin hazzı sarsın dört bir yanımızı böylece kendimize olan saygımızı güvenimizi tazeleyelim. En ufak şeyden başlayalım tamamlaya sonra ilişkilerimize kadar varsın bu tamamlanma,  Böylece hayatımızı tamamlansın bütünleşsin...
Öyle Yarıda bırakıp gitmek yok hiç bir yere....
Sevgiler,